3 Aralık Dünya Engelli Hakları günü; Engelli değil, Engellenen bireyler!

Bir kentin ve bir ülkenin gelişmişliği, sokaklarında, okullarında, sosyal alanlarında görülen ortopedik, görme, işitme engelliler ile farklı zihinsel gelişim gösteren bireyler ve yaşlı sayısı kadardır. Yönetenlerin insana dokunan hizmetler konusunda başarı ölçüsü de buradan test edilir.

3 Aralık gibi Hak temelli savunuculuk ve farkındalık günlerinde “kutlama” mesajları yayınlamak ve kutluyoruz şeklinde ifadeler kullanmak konuyu ciddiye almamaktır. Hak temelli savunuculuk gününün içini boşaltmaktır. Engellilik bir tercih değildir, aday olunmaz, engellilik bir sonuçtur,zorunlu yaşam tarzıdır kutlanmaz. Bayram değil sorunların çözümü için farkındalık günüdür.

Hak temelli savunuculuk gününde, uzun yıllardır süre gelen ve bilinen sorunları çözmesi gereken belediye başkanlarının, bakanların, millet vekillerinin ve diğer yetkililerinin sözde farkındalık olsun diye sorunun parçası gibi görünerek tekerlekli sandalyeye oturmaları, gözlerini bağlamaları, kulaklarını tıkamaları doğru değildir.  Bunu yapanların engelleri kaldırmadığını defalarca deneyimledik. Yöneticilerin ve sorumluların engelleri kaldırmak için engelli taklidi yapmalarına gerek yok, görevlerini doğru yapmalarını ve kanunları doğru şekilde uygulamalarını bekliyoruz. Bunu isteyen taraf engelli birey yada sivil toplum kuruluşu olsa bile yapılmamalıdır.

Adımlarla yürüyemediği için evinden çıkıp okula gidemeyen engelli çocuk, çalışmaya gidemeyen engelli birey, sosyal hayata katılamayan engelli bireyin sorunu adım atamıyor olması değil karşısına çıkan engellerdir. Engelli birey çeşitli şekillerde toplumu oluşturan diğer bireyler tarafından hayata katılımı engellenen bireydir. Sorun erişimini sağlayan Tekerlekli Sandalye için uygun erişilebilir mimari ortamın olmaması, mimari ve fiziki engellerin hayata katılımına engel olmasıdır. Görme engellilerin hayata katılımı için işitsel uyarıların olmaması, İşitme engellilerin hayata katılımı için de görsel uyarıcılar ve uygun düzenlemelerin yapılmaması eşit yaşam hakkına engel olmaktadır. Mimari ve fiziki engelleri kaldırıp kanunları doğru uygulanırsa ENGELLER kaldırılmış olacaktır.

Aile, Çalışma ve sosyal hizmetler bakanlığı ve Türkiye istatistik kurumunun güncel verilerine göre Türkiye nüfusunun %12,29’unu kayıtlı engelli oluşturmaktadır. Bir sebeple devlete başvurmuşlar kayıt altına alınabilmişlerdir. İstatistiklere göre 10 milyon üzerinde engelli birey, aileleri ile birlikte 40 milyon civarında vatandaşın 25 milyondan fazlası da seçmendir. 2004 ve 2005 yılında çıkartılan 5378 sayılı kanunun hala uygulanmıyor olması engellilerin umutsuz şekilde ve sorunlar içinde yaşamalarına sebep olmaktadır. 

Bu bağlamda haklara kavuşmak için sorunları tekrar hatırlatmakta çözümlerin uygulamaya geçmesi için yazmakta ve söylemekte fayda var.

1-       Engellilerin ve ailelerinin, acımadan ve ötekileştirilmeden eğitim, iş hayatı, spor, sanat ve sosyal hayata katılımı için gereken adımlar derhal atılmalı, kanunlar sözde kalmayıp artık uygulamalarla hayata geçirilmelidir. Ülkemizde kanunlar AB kriterlerindedir. Ancak hayata geçmiyorsa sorumlu olan kanunu uygulatamayan hükümet organları ve kanunu uygulamak için maaş aldığı halde uygulamamakta ısrar eden görevli insanlardır.

2-       Yeni rapor yönetmeliğinde engelli çocukların değerlendirilmesini içeren ÇÖZGER de 18 yaş altı ve üstü arasında hak ayrımcılığı yaşanmaktadır ve düzeltilmelidir.

3-       3 Aralık 2016 yılında dönemin başbakanı ve bakanı tarafından açıklanan OTİZM EYLEM PLANI ‘nın 3 yıllık uygulama süresi dolduğu halde hala sadece konuşuluyor olması, hayata geçirilememesi de ilgili bakanlıkların görevini doğru yapmadığını göstermektedir. Yaşıtlarına haftada 30 saat, otizmli ve engelli çocuklara ise haftada 2 saat rehabilitasyon eğitimi verilmesi adaletsizliktir. Otizmli ve engelli çocukların da yaşıtları gibi aynı süre ve yüksek kalitede eğitim alması sağlanmalıdır. Okullardaki mimari engeller kaldırılmalıdır. Algı ve beceriye göre bireye uygun eğitim modeline geçilmelidir. Ağır durumda olan otizmli çocuk ve bireylere belli sürede birebir yoğun eğitim modeli uygulanmalıdır. Toplumun her bireyinin engelli bireylerle iletişim ve davranış konusunda ilkokullardan itibaren “engellilerle bir arada yaşam” dersleri konulmalıdır. Özel eğitim öğretmenliğinin tercih edilmesi için puanı düşürülmeli ve özel teşvikler verilmelidir. Otizm Eylem Planı çok acilen uygulamaya geçirilmelidir. 

4-       Tüm engel sınıflarında sağlık giderleri tamamen devlet tarafından karşılandığı söylenerek yapılan kandırmaya son verilmelidir. Sağlık giderleri SUT-Sağlık Uygulama tebliğine göre en ucuz ürün ve hizmet baz alınarak sağlanmaktadır. Engelli bireye uygun olmayan ucuz araç gereç engelli bireylere farklı sorunlar yaratmaktadır. Tüm ihtiyaçlar engelli bireye özel olmalıdır. İşitme cihazı ve sarf malzemeleri, görme engellilerin ihtiyaçları, protez, akülü ve tekerlekli sandalye gibi hayati gereksinimler, düşük standartlarda değil, maddi değerine bakılmaksızın, bireye özel ve uzun süre kullanımı için sağlanmalıdır. 

5-  On milyon engelli ile birlikte 10 milyon anne de toplumda ötekileştirme yaşamaktadır. Engelli çocuğu olan annelerin yaşam kalitelerinin arttırılması için gerekli adımlar atılmalıdır. Psikolojik ve sosyal rehabilitasyon desteği ile birlikte uzun yıllar çocuklarından hiç ayrılmamış, dinlenme imkanı olmamış annelere ve bakım yapan kişilere nefes alma imkanları sağlanmalıdır. Evde bakılamayacak duruma gelen engelli bireyler için bakım merkezi sayısı ve merkezlerin hizmet kalitesi arttırılmalıdır.

6-       Çocuğu engelli olduğu için evini terk eden, çocuğuyla ilgilenmeyen, boşanıp kendine hayat kuran babaların kabullenme süreçlerinin yönetimi için danışmanlık desteği verilmeli, babaların çocukları için daha çok manevi ve maddi sorumluluk almaları hukuki yollarla sağlanmalıdır.

7-       Siyasilerin konuşmalarında biz engellilere ve ailelerine maaş ve bakım ücreti veriyoruz şeklindeki genellemeleri doğru değildir. Kayıtlara göre 10 milyondan fazla  engelliden, hane geliri muhtaçlık seviyesinin altında olan engelli bireylere maaş verilmektedir. Bakım ücreti alabilmek içinde raporunda % 90’nın üzerinde ağır engelli yazması ve hane geliri muhtaçlık seviyesinin altında olması gerekmektedir. Söylendiği gibi 10 milyon engelliye değil sadece yaklaşık 1,8 milyon engelliye maaş ve/veya bakım yardımı verilmektedir. Öte yanda yaklaşık 8 milyon engelli ise devletten hiçbir şekilde maddi destek alamamaktadır. İhtiyacı olanlara sosyal yardım hizmetlerini arttırıp, hayatını tek başına yaşayamayan engelli kişilere bakım yapanlara, gelir seviyesine bakılmaksızın bakım desteği ve maaşı verilmelidir. Engelli bireylerin hayata bağlanmaları için psikolojik destekler sağlanmalı, cinsiyet, cinsellik, bireysel davranış eğitimleri verilmelidir. Anne, baba ve ailesi mutlu olmayan sürekli kaygı içinde yaşayan engelli birey mutlu bir hayat süremez. Aile eğitimi her şeyden önce gelmelidir. Engelli bireyler ve ailelerine verilecek eğitimler teknik bilgiler dışında kabullenme süreç yönetimleri şeklinde, hayat katılım, bir arada mutlu yaşam ve psikososyal destekler şeklinde olmalıdır. Bu da daha çok yaşayanların deneyim paylaşımı ve saha deneyimi çok olan kişilerle mümkün olabilir. 

8-       Engellilerin iş hayatına katılımı konusunda kamuda % 4, özel sektörde % 3 olan zorunlu engelli kontenjanlarının boş olanları hemen doldurulmalıdır. Engelli istihdamı daha çok teşvik edilmelidir. İş bulduğu halde engelli maaşı aldığı için çalışmak istemeyen engelli birey çalışması için zorlanmalıdır. İş hayatında olmak sadece maddi gelir değil sosyal hayata katılım ve gelecekte daha rahat yaşamı da sağlamaktadır. 

9-       Engellilerin spor ve sanatla ilgilenmeleri için yerel yönetimler görev almalıdır. Acıma kökenli etkinlikler değil; geleceklerine katkı sağlayıcı mesleki eğitim projeleri uygulanmalıdır. Üretilen her proje uygulamaya geçirildikten sonra takdir edilmelidir. Yaya yolunu kamu binalarını, sosyal alanları herkes için erişilebilir yapmadan, göstermelik olarak engelliler için park, plaj, cafe yapan belediyeler kınanmalıdır.

  Ülkemizde engellilerin hayata eşit katılımı konusunda daha çok yol almamız gerekiyor. Bunun için de öncelikle toplumun Engelli birey algısını değiştirip, yaşam hakkına saygı duymayı öğretmemiz gerekiyor. Engelli bireyleri de zavallı ve yardıma muhtaç görüntüsü vermeyi bıraktırıp hak temelli savunculuk boyutuna ulaştırmamız gerekiyor. 

Engelliler, yaşlılar, aileleri ve vatandaşlar olarak 14 yıl geçmesine rağmen hala büyük çoğunluğu uygulamaya geçmeyen başta 5378 sayılı kanun olmak üzere, yukarıdaki maddelerin ve alt başlıklarının uygulamaya geçirilmesi için gereken adımların hızlıca atılmasını, öncelikle ve özellikle Sayın Cumhurbaşkanlığımızdan, siyasi partilerimizden ve tüm belediyelerden talep ediyoruz. 

Adem Kuyumcu Engelsiz Hayat Dayanışma Derneği Başkanı

  1. İhsan diyor ki:

    Bu konuda çok haklısın abi ben de elimden geldiğince kendi cabamla doğruları yapılsın diye mücadele veriyorum kendi içimizden engelli arkadaslardan bile yeteri desteği göremiyorum çabuk pes ediyorlar yilmak yok mücadeleye devam..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir